ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 26 (2)
Volume: 26  Issue: 2 - 2020
Hide Abstracts | << Back
EDITORIAL
1.Editorial
Seher Naz Yeni
Page V

REVIEW
2.COVID-19 and Epilepsy: Its Effects on Seizures, Treatment and Social Life
Ayşe Deniz Elmalı, Nerses Bebek, İrem Yıldırım, Semih Ayta, Ebru Altındağ, Kezban Aslan, Sibel K Velioğlu, Seher Naz Yeni
doi: 10.14744/epilepsi.2020.82713  Pages 49 - 58
Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) hızla yayılarak her yaşta geniş bir toplum kesitinde görülebilmekte, tüm toplumu olduğu kadar epilepsi hastalarını da etkilemektedir. Virüsün sistemik tutulum dışında nörolojik tutuluma da neden olduğu bilinmektedir. COVID-19 hastalığının mevcut epilepsi nöbetlerini tetiklediği veya kötüleştirdiğine dair bir veri yoktur. Genellikle ikincil olarak nöbetlerin tetiklenebildiği bilinmektedir. Aynı şekilde epilepsili bireylerin COVID-19’a yakalanma olasılıklarının artmadığı ve hastalığı daha ciddi geçirmediği anlaşılmaktadır. COVID-19 için risk oluşturan ek sorunları olmadığı sürece hastaların kullanmakta olduğu antiepileptik ilaçları enfeksiyona yakalanma açısından bir risk oluşturmamaktadır. Hidroksiklorokin, azitromisin ve benzeri COVID-19 tedavisinde kullanılan diğer ilaçların kullanılması gerektiğinde, antiepileptik tedavinin gözden geçirilmesi ve uygun şekilde düzenlenmesi önerilmektedir. Soğuk algınlığı ilaçlarının kullanımı içerdikleri psödoefedrin dolayısıyla nöbet riskini artırabilmeleri, immünomodülatör ilaçlarla enfeksiyon riskinin artması gibi durumlar özel olarak ele alınmalıdır. Bulaşma riskinin en yüksek olduğu yerler hastane birimleri, özellikle de acil birimlerdir. Bu yüzden kişilerin hastaneye ve acile gereksiz başvurmasına yol açabilecek durumları önlemeye yönelik önlemler alınmalıdır. Kişiler salgın döneminde medya araçları, sosyal medya ve web siteleri üzerinden bilgi edinme çabasında olacaklardır. Bu yüzden salgın döneminde sağlık kuruluşlarının ve otoritenin doğru bilgilendirme sağlamaları ve yol göstermeleri büyük önem kazanmaktadır. Bilgilendirmeler hastaların COVID salgınının yaratabileceği riskleri daha doğru görmelerine olanak sağlayacak ve gereksiz yere kaygıya kapılmalarını önlemeye yardımcı olacaktır.
Coronavirus disease 2019 (COVID-19) can be spread rapidly and can be seen in a wide section of society at any age, affecting the whole society, as well as patients with epilepsy. A virus may cause neurological involvement, as well as systemic involvement. There is no evidence that COVID-19 disease triggers or worsens existing epileptic seizures. Seizures can be triggered secondary to the disease. Likewise, it is understood that individuals with epilepsy are not more likely to contract COVID-19 disease, and have not had the disease more seriously. Unless there are additional problems that pose a risk for COVID-19, the antiepileptic drugs used by patients do not pose a risk for infection. When it is necessary to use hydroxychloroquine, azithromycin and similar drugs in the treatment of COVID-19, antiepileptic treatment is recommended to be reviewed and properly regulated. Conditions, such as the use of cold medicines can increase the risk of seizures due to the pseudoephedrine they contain, and the risk of infection with immunomodulating drugs should be specially addressed. The risk of contamination is highest in places like hospital units, especially emergency units. Therefore, measures should be taken to prevent situations that may lead to the unnecessary application of people to the hospitals and the emergency units. During the epidemic period, individuals will try to obtain information using media, social media and websites. That is why it is crucial for health institutions and authorities to provide accurate information and guide the people during the epidemic. Informing people will allow patients to see the risks of the COVID epidemic more accurately and help prevent unnecessary anxiety.

RESEARCH ARTICLE
3.Surgical Results of Pediatric Patients with Hypothalamic Hamartoma
Bahattin Tanrıkulu, M. Memet Özek
doi: 10.14744/epilepsi.2020.65982  Pages 59 - 65
GİRİŞ ve AMAÇ: Hipotalamik Hamartomlar (HH) genellikle jelastik nöbet ve erken ergenlik ile bulgu veren konjenital lezyonlardır. Hipotalamik hamartom hastalarında diskonnektif cerrahi güvenli bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmadaki amacımız, kliniğimizde opere edilen pediatrik yaş grubundaki hipotalamik hamartomlu hastaların demografik verileri, başvuru şikayetleri, cerrahi komplikasyonları ve sonuçlarını paylaşmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu geriye dönük çalışmaya Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Beyincerrahsi Bilim Dalı ve epilepsi cerrahisi kliniğinde 2007-2018 yılları arasında ameliyat edilen 12 pediatrik HH hastası dahil edilmiştir. Olguların dosyaları, beyin manyetik rezonans görüntülemeleri, elektroensefalogram kayıtları ve endokrinolojik tetkik ve konsültasyonları değerlendirilmiştir. Nöbet şikayeti olan hastalarda cerrahi nöbet başarısı Engel sınıflandırma sistemi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler için SPSS 20.0 programı kullanılmıştır.
BULGULAR: Çalışmada sekiz (66.7) erkek ve dört (33.3%) kadın hasta bulunmaktadır. Tanı anındaki ortanca yaş 3.1 yıldır (4 ay–6 yıl). Ortanca takip süresi 98.3 aydır (24–177 ay). Başvuru anında altı (50%) hastada jelastik nöbet, üç (25%) hastada erken ergenlik bulguları ve üç (25%) hastada hem jelastik nöbet hem de erken ergenlik bulguları mevcuttu. Tüm hastalara diskonnektif cerrahi uygulanmıştır. Nöbet şikayeti olan dokuz hastanın yedisi (77%) ameliyat sonrasında nöbet açısından Engel sınıf 1’dir. Erken ergenlik bulguları olan altı hastanın üç (50%) tanesinde bu bulgular ameliyat sonrası devam etmiştir. Hastaların yaşı cinsiyeti ile HH tipi arasında istatistiksel ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Ayrıca HH tipi ile başvuru şikayeti, operasyon türü ve operasyon başarısı arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Pediatrik HH olgularında diskonnektif cerrahi güvenli ve etkili bir tedavi metodudur. Hastaların genellikle nöbet ve/veya erken ergenlik bulguları ile başvurduğu için ameliyat öncesi ve sonrası tüm hastaların detaylı bir çocuk nörolojisi ve çocuk endokrinolojisi muayenesinde geçmesi gerekmektedir.
INTRODUCTION: Hypothalamic hamartomas (HH) are congenital lesions present with gelastic seizures and precocious puberty. Disconnective surgery is a safe and effective treatment method in patients with HH. In this study, we aim to share demographic information, presenting symptoms, surgical complications and surgical outcomes in pediatric patients with HH who were operated in our clinic.
METHODS: In this retrospective study, 12 pediatric patients with HH, who were operated in Acibadem University, School of Medicine, Department of Neurosurgery, Division of Pediatric Neurosurgery and Epilepsy Surgery Clinic between years 2007–2018 were included. All clinical materials, including patient notes, cranial magnetic resonance imaging, electroencephalogram recordings and endocrinological data of patients, were collected. Variables evaluated in the statistical analysis were age, sex, presenting symptom, radiological appearance, treatment outcome. Surgical outcome was evaluated by the Engel classification system. Statistical analysis was performed using SPSS 20.0 software.
RESULTS: There were eight (66.7) males and four (33.3%) females within the patient cohort. Median age at the time of diagnosis was 3.1 years (4 months–6 years). Median follow-up period was 98.3 months (24–177 months). Presenting symptoms were gelastic seizures in six (50%) patients, precocious puberty in three (25%) patients and both gelastic seizures and precocious puberty in three patients. All patients had disconnective surgery for HH. None of the patients had a postoperative neurological deficit. The seizure outcome in seven (77%) of the nine patients with seizure were Engel class 1 after the surgery. Signs and symptoms of precocious puberty persist after surgery in three (50%) of six patients who had presented with precocious puberty in the preoperative period. There was no statistically significant relationship between age, sex and type of HH (p>0.05). There was also no significant relationship between the type of HH and presenting symptom, operation route or treatment outcome (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Disconnective surgery is a safe and effective treatment method in pediatric patients with HH. Since most of the patients presents with seizures and/or endocrinological problems, thorough preoperative and postoperative neurological and endocrinological follow-up is recommended.

4.Evaluating the Correlation Between Preoperative Examination Results, Prognosis, and Pathology Results in Temporal Lobe Epilepsy Patients
Meltem Karacan Gölen, İrem Yıldırım, Özgür Akdemir, Ali Yusuf Öner, Gökhan Kurt, Erhan Bilir
doi: 10.14744/epilepsi.2019.04127  Pages 66 - 71
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmamızda, ileriye yönelik olarak ilaç tedavisine dirençli temporal lob epilepsisi (TLE) nedeniyle opere edilen olguların ameliyat öncesi incelemelerinin korelasyonu ve ameliyat sonrası izlemlerinde nöbetsizlik oranlarını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde ilaca dirençli TLE tanısıyla izlenen ve cerrahi adayı olarak belirlenen 35 hasta ileriye yönelik olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların epileptik odağı belirlenmiş, preoperatif noninvaziv incelemeleri tamamlanıp incelemeleri birbirleriyle ve ayrıca ameliyat sonrası dönemdeki patoloji sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Cerrahi sonrası iki yıl boyunca hastalar izlenmiştir.
BULGULAR: Çalışmamızın sonucunda, epileptik odağı tespit etmede ameliyat öncesi incelemelerden altın standart olan iktal EEG ve semiyolojiye benzer şekilde, PET ve kraniyal MRG incelemelerinin de yüksek oranda katkı sağladığını gözlemledik. Görüntüleme yöntemlerini iktal EEG ile korele ettiğimizde epileptik odağı tespit etmede PET incelemelerinin lateralizasyon değeri oldukça yüksek olup duyarlılığı %100 olarak tespit edilmiştir. Kraniyal MRG’nin ise epileptik odağı tespit etmede duyarlılığı %97 iken, rutin EEG’nin %82.9 ve MRS’nin ise duyarlılığı %79.4 olarak tespit edilmiştir. Cerrahi sonrası olgularımızın %71.4’ünde hipokampal skleroz tespit edilmiştir. Olgularımızın cerrahi sonrası nöbetsizlik oranları altıncı ay ve birinci yıl %82.8 olup (Engel-I), ikinci yılda bu oran %74.3 olarak belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak çalışmamızda olduğu gibi ameliyat öncesi incelemelerin her birisinin lokalizasyon ve prognoz üzerine etkisi olduğu bilinmekle beraber, sonuçların birbirleriyle uyumlu ve tek odağı lokalize etmesi iyi cerrahi prognoz açısından oldukça önemlidir.
INTRODUCTION: This prospective study aims to compare the diagnostic value of different preoperative examinations in patients who underwent TLE surgery for treatment-resistant temporal lobe epilepsy, following histopathological evaluations, and to evaluate the seizure-freedom rates observed during the postoperative follow-up.
METHODS: In this study, 35 patients who were followed-up in our clinic diagnosed with drug-resistant TLE were evaluated prospectively. The epileptic focus was determined for all patients. The different preoperative, noninvasive examinations were compared to each other, and with postoperative pathology results. Patients were followed up for two years after surgery.
RESULTS: Concerning determining the epileptic focus, our findings showed that PET and cranial MRI had similar effectiveness compared to ictal EEG and semiology, which represent the gold standard in preoperative examinations. When we correlated the imaging methods with ictal EEG, PET scan had a considerably high lateralization value in determining the epileptic focus and had 100% sensitivity. In terms of detecting the epileptic focus, MRI had a sensitivity of 97%, routine EEG had a sensitivity of 82.9%, and MRS had a sensitivity of 79.4%. During the postoperative period, hippocampal sclerosis was observed in 71.4% of the patients. The postoperative seizure-free rate was 82.8% in the sixth month and in the first year, whereas this rate was 74.3% in the second year.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, as in the present study, each preoperative examination has an impact on localizations and prognosis; it is also important for a good surgical prognosis that results are consistent and focused on a single location.

5.Lateralizing Value of Semiology in Temporal Lobe Epilepsy
Sabiha Türe, Mete Uluçay, Tülay Kurt İncesu, Galip Akhan
doi: 10.14744/epilepsi.2019.94899  Pages 72 - 80
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, temporal lob epilepsili hastalarda lateralizan semiyolojik bulguların sıklığını saptamayı ve klasik lateralize edici bulguların yanında görece nadir görülen semptomların lateralizasyona katkısını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi cerrahisi açısından değerlendirilmek üzere video-elektroensefalografi (EEG) ile monitorize edilen 329 hastanın kayıtları retrospektif olarak tarandı. İktal EEG ve semiyolojik bulgular ile nöbetlerin lateralizasyonu değerlendirildi. Tek taraflı temporal lobtan kaynaklandığı gösterilen 128 hastanın kayıtları analiz edildi.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 128 hastanın 343 nöbeti analiz edildi. 241 nöbette (%70.2) aura tanımlandı. Aura varlığı lateralizyon ile ilişkili bulunmadı. Baş dönmesi (p=0.02) ve deja vu (p=0.04) izlendikleri tüm nöbetlerde sağ temporal lob kaynaklıydı. İzlenen iktal klinik bulgular arasında en sık oroalimenter otomatizma görüldü fakat varlığı lateralizasyon için anlamlı değildi. Peri-iktal vejetatif semptomlardan iktal öksürük, kusma, su içme, hipersalivasyon, işeme isteği nadir görülseler de sağ temporal lob kaynaklı nöbetlerde anlamlı düzeyde daha sık izlendi (p<0.05). İktal motor bulguların çoğu kontrlateral hemisferi gösterdi. Klonik jerk ile sonlanma görüldüğü nöbetlerin tamamında ipsilateral odağı işaret etti (p=0.004).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Peri-iktal vejetatif semptomların varlığı diğer klasik bulgular ile birlikte değerlendirildiğinde epileptik odağı sağ hemisfere lateralize etmeye yardımcı olabilir. Lateralize nöbet fenomeni içeren nöbet semiyolojisinin analizi preoperetif değerlendirmenin önemli bir bileşenidir.
INTRODUCTION: This study aims to determine the prevalence of lateralized semiological findings in patients with temporal lobe epilepsy and to assess the contribution of relatively rare symptoms to lateralization, as well as classical lateralizing findings.
METHODS: The records of the 329 patients who were monitored by video-EEG for evaluation of epilepsy surgery were retrospectively reviewed in this study. The lateralization of the seizures was evaluated with ictal EEG and semiological findings. The records of 128 patients with unilateral temporal lobes were analyzed.
RESULTS: In our study, 343 seizures of the 128 patients were analyzed. Aura was identified on 241 patients (70.2%). The presence of aura was not associated with lateralization. Vertigo (p=0.02) and deja vu (p=0.04) indicated right temporal lobe in all seizures. One of the most frequently observed ictal clinical findings was oroalimenter automatism, but its presence was not significant for lateralization. Peri-ictal vegetative symptoms of ictal cough, vomiting, water drinking, hypersalivation and the urinary urge are rarely seen in the right temporal lobe-induced seizures were seen more frequently (p<0.05). Most of the ictal motor findings showed contralateral hemispheres. Clonic jerk ended the ipsilateral focus in all seizures (p=0.004).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The presence of peri-ictal vegetative symptoms may help lateralize the epileptic focus to the right hemisphere when evaluated with other classical findings. Analysis of the seizure semiology that involves the phenomenon of lateralized seizures is a significant component of preoperative evaluation.

6.Effects of Levetıracetam Treatment on the Autonomic Nervous System Functions in Epilepsy Patients
Dilek Yılmaz, Burhanettin Çiğdem
doi: 10.14744/epilepsi.2019.60490  Pages 81 - 87
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi hastalarında ani beklenmeyen ölüm epilepsi ile ilişkili en önemli ölüm nedeni olarak düşünülmekte ve bu durum özellikle kontrol altına alınamayan generalize tonik klonik nöbetler, kardiyak aritmi, azalmış kalp hızı değişkenliği ve anti-epileptik ilaçların kullanımı gibi nedenlerle ilişkilendirilmektedir. Biz bu çalışmada levetirasetam kullanan epilepsi hastalarında kalp hızı değişkenliğini (HRV) değerlendirilerek levetirasetamın otonom sinir sistemi üzerine etkisini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Monoterapi ve politerapide levetirasetam başlanan hastalar iki gruba ayrıldı. Birinci grup yeni epilepsi tanısı konularak levetirasetam başlanan 29 hasta, ikinci grup ise antiepileptik ilaç tedavisine levetirasetam eklenen 11 hastadan oluşmaktaydı. Monoterapi ve politerapi alan hastalarda levetirasetam başlamadan önce HRV ile aynı hasta gruplarında leveterisetam başlandıktan üç ay sonraki HRV değerlerini karşılaştırıldık. HRV parmağa takılmış bir BVP (blood volume pulse) sensörü ile 10 dakikalık kayıtlar yapılarak NeXus/BioTrace+ marka cihazla frekansa dayalı sistemle elde edilmiştir.
BULGULAR: Levetirasetamı monoterapide kullanan 29 ve politerapide kullanan 11 hastanın tedaviye başlamadan önce ve tedavinin üçüncü ayında değerlendirilen Toplam Güç (TP), Düşük frekanslı güç (LF), Yüksek frekanslı güç (HF), Çok düşük frekanslı güç (VLF), LF/HF değerleri arasında anlamlı bir fark elde edilememiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız, levetirasetamın monoterapide ve politerapide kullanımının otonom sinir sistemi fonksiyonları üzerine önemli herhangi bir etkisi olmadığını göstermiştir.
INTRODUCTION: Sudden unexpected death in epilepsy patients is considered to be the most significant epilepsy-related cause of death, and this is associated especially with uncontrolled generalized tonic-clonic seizures, cardiac arrhythmia, decreased heart rate variability, and the use of anti-epileptic drugs. In this study, we aimed to investigate the effects of levetiracetam on the autonomic nervous system by evaluating heart rate variability (HRV) in epilepsy patients using levetiracetam.
METHODS: The patients, in whom levetiracetam was started in monotherapy and polytherapy, were divided into two groups in this study. The first group consisted of 29 patients with newly diagnosed epilepsy, in whom levetiracetam was started, and the second group consisted of 11 patients in whom levetiracetam was added to antiepileptic drug treatment. In patients receiving monotherapy and polytherapy, the HRV values measured before levetiracetam was started and the HRV values measured three months after starting levetiracetam in the same patient groups were compared. HRV was measured by a BVP (blood volume pulse) sensor attached to the finger by performing 10-min recordings using the Nexus/BioTrace+ brand device and with frequency-domain spectral analysis.
RESULTS: According to the measurements made before starting the treatment and in the third month of the treatment, no significant difference was obtained between the Total Power (TP), Low-Frequency power (LF), High-Frequency power (HF), Very Low-Frequency power (VLF), and LF/HF values of 29 patients taking levetiracetam in monotherapy and 11 patients taking levetiracetam in polytherapy.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study demonstrated that the use of levetiracetam in monotherapy and polytherapy had no significant effect on the autonomic nervous system functions.

7.Lacosamide add-on Treatment in Refractory Focal Epilepsy: The Experience of a Single Tertiary Center
Aslı Akyol Gürses, Emine Genç, Bülent Oğuz Genç
doi: 10.14744/epilepsi.2020.04274  Pages 88 - 93
GİRİŞ ve AMAÇ: Lakozamid, aksiyon potansiyelinin oluşumu ve yayılımından sorumlu sodyum kanallarının yavaş inaktivasyonunu arttırarak nöronal eksitabiliteyi azaltan 3. jenerasyon bir antiepileptik ajandır. Tanımlanan bu yeni etki mekanizması nedeniyle, diğer antiepileptiklere dirençli olgularda etkin olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada amaç; 3. basamak bir merkezde lakozamid ek tedavisine dair tecrübemizi paylaşarak, ajanın etkinliği ve tolerabilitesine yönelik gözlemlerimizi sunmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ekim 2014–Mayıs 2017 tarihleri arasında üçüncü basamak bir üniversite hastanesinin epilepsi polikliniğinde değerlendirilen ve dirençli fokal epilepsi tanısıyla lakozamid başlanarak en az 6 aylık takip süresini tamamlayan hastaların kayıtları geriye dönük incelenmiştir. Nöbet sıklığında ≥%50 azalma tedaviye yanıt olarak kabul edilmiştir.
BULGULAR: Seksen sekiz olgunun verileri incelenmiş; 6. ayda nöbetsiz olguların oranı %4.6, tedaviye yanıtlı olguların oranı %55.6 olarak saptanmıştır. Tedavi yanıtını etkileyebilecek olası değişkenler açısından; eş zamanlı sodyum kanal blokörü kullanımı, manyetik rezonans görüntülemede anormal bulgu varlığı ve lakozamid eklenme evresi değerlendirilmiştir. Tanımlanan değişkenler açısından hastalarımızda yanıt oranları anlamlı farklılık göstermemiştir. %19 olguda yan etki gözlenmiş; en sık sersemlik, baş dönmesi ve uyku hali tanımlanmıştır. Yan etki nedeniyle ilacı bırakan hastamız olmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgularımız dirençli fokal epilepside lakozamid ek tedavisinin etkin olduğunu göstermektedir. Yan etki nedeniyle ilaç bırakan hastamızın olmayışı, ajanın aynı zamanda tolere edilebilir yan etki profiliyle güvenli bir seçenek olduğuna da işaret etmektedir.
INTRODUCTION: Lacosamide is a third-generation antiepileptic agent that selectively enhances slow inactivation of sodium channels that take part in generation and propagation of action potentials and results in the diminution of neuronal excitability. Because of this new mechanism of action, it is expected to be efficacious in patients with drug-resistant epilepsy. In this study, we aimed to assess the efficacy and tolerability of lacosamide add-on treatment in refractory epilepsy patients by presenting our experience in a tertiary referral center.
METHODS: Medical records of refractory focal epilepsy patients who were followed in epilepsy outpatient clinic between October 2014 and May 2017 were retrospectively reviewed in this study. Patients who were treated with add-on lacosamide and completed minimum of six months follow-up period were included. ≥50% reduction in seizure frequency was defined as treatment response.
RESULTS: In this study, 88 patients were included. The percentage of seizure-free patients after six months follow-up was 4.6% and the treatment response rate was 55.6%. We also evaluated the effect of concomitant use of sodium channel blockers, the presence of abnormal findings on magnetic resonance imaging and the introduction stage of lacosamide. No significant difference was observed in the response rate regarding the mentioned parameters. 19% of the patients reported side effects, the majority of which were dizziness, vertigo and somnolence. None of them discontinued treatment because of side effects.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our findings suggest that lacosamide add-on therapy is effective in refractory focal epilepsy and has an appropriate tolerability and safety profile since none of the patients stopped treatment due to side effects.

8.Evaluation of the Effectiveness of the Education Program for the Management of Seizures out of Hospital in Children who have Epilepsy: Systematic Review of the Randomized Control Trials
Fatma Dilek Turan Gürhopur, Ayşegül İşler Dalgıç
doi: 10.14744/epilepsi.2019.43043  Pages 94 - 102
GİRİŞ ve AMAÇ: Çocuklarda epilepsi nöbetlerinin hastane dışında yönetilmesine yönelik verilen eğitimlerin, nöbet yönetimine etkisinin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tarama Nisan–Mayıs 2019 tarihleri arasında, Akdeniz Üniversitesi elektronik veri tabanları CINAHL, Cochrane Library, Sciencedirect, WOS, Wiley, Medline, Ulakbim, Pubmed, YÖK Ulusal Tez Merkezi’nden; “çocuk”, “epilepsi”, “hastane dışı nöbet yönetimi”, “evde nöbet yönetimi” ile buna karşılık gelen ingilizce anahtar kelimeler ve MeSH terimleri ile yıl sınırlaması olmaksızın gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR: Taramalarla toplam 1623 çalışmaya ulaşılmıştır. 421’i dublikasyondur. Kalan 1399 çalışmadan, dil-başlık-özet bakımından dahil etme kriterlerine uyan 180 çalışmaya ulaşılmıştır. İçerik, çalışma tipi uygun olan, tam metnine ulaşılan üç randomize kontrollü çalışma dahil edilmiştir. Çalışmalardan ilkinin ebeveynlerin nöbet anı ilkyardım bilgilerini artırmayı, ikincisinin ebeveynlerin nöbet anına yönelik genel bilgi ve beceri düzeyini artırmayı, üçüncüsünün ebeveynlerin nöbet anı medikal yönetimi güçlendirmeyi hedeflediği görülmektedir. Üç çalışmada, çocuklarda epilepsi nöbetlerinin hastane dışında yönetilmesine yönelik verilen eğitimlerin, nöbet yönetiminde etkin olduğu bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Nöbetin hastane dışında doğru ve zamanında müdahaleler ile bakım verenlere öğretilmesi hatalı yaklaşımları ortadan kaldırırken, ailenin yaşam kalitesini artırmaktadır. Bu konuda büyük gruplarla kanıt düzeyi yüksek araştırmalar yapılmalı, hemşireler bakım verenlere hastane dışında nöbet yönetimini öğreterek alana ışık tutmalıdır.
INTRODUCTION: To evaluate the effects of the education program for the management of epilepsy seizures out of the hospital in children who have epilepsy.
METHODS: Screening was conducted between April-May 2019 at Akdeniz University’s electronic databases; CINAHL, Cochrane Library, Sciencedirect, WOS, Wiley, Medline, Ulakbim, Pubmed, YÖK National Thesis Center electronic databases were scanned with the keywords “children”, “epilepsy”, “prehospital seizure management”, “home management of seizure” without year limitation.
RESULTS: All in all, 1623 studies were reached. 421 was duplication. Out of the remaining 1399 studies, 180 studies were reached that met the inclusion criteria concerning language-title-summary. Three randomized controlled trials were included in the full text of this study. The first trial aims to increase the first aid knowledge of the parents, the second trial aims to increase the general knowledge and skill level of the parents, the third trial aims to strengthen the medical management of the parents at the time of the seizure. It was stated that education programs for the management of epilepsy seizures were effective in three studies.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is possible to teach the caregivers to the caregivers with correct and timely interventions outside the hospital while eliminating the possible negative situations and improving the quality of life of the family. However, this issue should be studied more with larger groups and with a high level of evidence, and nurses should shed light on education for seizure management to caregivers outside the hospital.

9.Electroencephalography (EEG) and Syncope: A Retrospective Study
Bahar Say, Ayşe Yıldız, Murat Alpua, Ufuk Ergün
doi: 10.14744/epilepsi.2020.36036  Pages 103 - 107
GİRİŞ ve AMAÇ: Elektroensefalografi (EEG) nöroloji pratiğinde önemli yere sahip araçlardan biridir. Birçok klinik durumun tanı ve ayırıcı tanısında kullanılabilmektedir. Bunlardan biri de senkoptur. Bu çalışmada, senkop nedeniyle laboratuarımızda çekilen EEG’lerin retrospektif değerlendirilmesi ve anormal EEG oranının belirlenmesi planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Senkop nedeniyle çekilen iki yıllık EEG kayıtları retrospektif olarak gözden geçirildi. Olguların EEG sonuçları normal (anormal bulgu içermeyen) ve anormal olarak sınıflandırıldı. Anormal olan EEG sonuçlarında fokal epileptiform deşarj, jeneralize epileptiform deşarj, fokal yavaş, jeneralize yavaş olarak alt gruplara bakıldı.
BULGULAR: Bu çalışmaya 298 EEG dahil edildi. Çalışmada 174 (%58.3) kadın, 124 (%41.6) erkek olup yaş ortalaması 38.84±17.83 (min-maks: 17–90) oldu. Senkoplu olgular arasında EEG’lerin %90,6’sı normal, %9.4’ü anormaldi. En sık fokal epileptiform deşarj (%5.03) izlendi. Jeneralize epileptiform deşarj üç (%1), fokal yavaşlama yedi (%2.3), jeneralize yavaşlama iki (%0.6) olguda izlendi. Anormal bulgu içermeyen EEG’ye sahip olguların 38’ine (%12,7) uyku deprivasyonlu EEG çekilmişti ve altısında (%2.1) fokal epileptiform deşarj saptanmıştı. Toplamda 113 (%37.9) olguda eş zamanlı elektrokardiografi kayıdı vardı ve sonuçları normaldi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Senkop nedeniyle çekilen EEG’lerde anormal bulgu oranı düşüktür. İyi bir öykü ve nörolojik muayene ile laboratuara yönlendirilen seçilmiş bazı senkop olgularında EEG faydalı olabilir. Gerekirse EEG tekrar edilebilir.
INTRODUCTION: Electroencephalography (EEG) is one of the most vital tools in neurology practice. It is used for the diagnosis and differential diagnosis of several clinical conditions. One of them is syncope. In this study, it was planned that a retrospective evaluation of EEGs performed due to syncope in our laboratory and determine the rate of abnormal EEGs.
METHODS: EEG recordings performed due to syncope were reviewed over a two-years period in this study. The EEG findings were classified as normal and abnormal. The abnormal EEG findings were classified into focal epileptiform discharge, generalized epileptiform discharge, focal slowing and generalized slowing subgroups and analyzed.
RESULTS: The results of 298 EEGs were analyzed, which involved 174 (58.3%) female and 124 (41.6%) male subjects, with a mean age of 38.84±17.83 (min-max: 17–90) years. Among subjects with syncope, 90.6% of the EEGs were normal and 9.4% showed abnormal findings. The most common abnormal finding was focal epileptiform discharge (5.03%). Generalized epileptiform discharge was observed in three (1%), focal slowing in seven (2.3%) and generalized slowing in two (0.6%) subjects. Among the EEG results with no abnormal findings, 38 (12.7%) had sleep-deprived EEG and six (2.1%) were found to have focal epileptiform discharge. A total of 113 (37.9%) subjects had electrocardiogram recording and results were normal.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The rate of abnormal findings in EEGs performed due to syncope is low. EEG may be helpful in some selected subjects with syncope referred to the laboratory with a good history and neurological examination. EEG may be repeated if necessary.

10.The EEG Profile of an Outpatient Adult EEG Laboratory of one of the Reference Epilepsy Center in Turkey
Filiz Azman İste, Doğan Dinç Öge, F. İrsel Tezer Filik, Serap Saygı
doi: 10.14744/epilepsi.2020.09815  Pages 108 - 114
GİRİŞ ve AMAÇ: Türkiye’de elektroensefalografi (EEG) eğitimi, nöroloji uzmanlık eğitiminde ve uzmanlık sonrası bazı referans merkezlerde yan dal, doktora gibi programlarla veya kesitsel dönemlerde gözlemci olarak yapılabilmektedir. Bu çalışmada, üç aylık dönemde EEG istemi yapılan hastaların klinik ön tanı veya tanıları ile EEG bulguları değerlendirilerek, Türkiye’de uzmanlık öncesi ve sonrası EEG eğitimi veren referans bir epilepsi merkezinin hasta ve EEG profilini tanımak amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastaların EEG istem nedeni olan klinik ön tanı/tanıları ve EEG bulguları sınıflandırılarak, geriye dönük olarak değerlendirildi. Birden fazla EEG bulgusu olan (hem fokal yavaşlama hem interiktal epileptiform anomali gibi) olan EEG’ler her iki gruba da eklendi. Non-konvulzif status epileptikus (NKSE), klinik veya subklinik iktal kayıtlar, psikojenik epileptik olmayan nöbetler (PNES) ve aritmi oranları not edildi.
BULGULAR: Sekiz yüz altmış yedi EEG isteminin çoğunluğu (%56.2) epilepsi nedeniyle yapılmıştı. EEG’lerin 336’sı (%39) normalken, diğer EEG’lerde bir veya birden fazla anormal bulgu izlenmişti. 190 EEG’de İnteriktal epileptik anomali (%22), 198 EEG’de fokal veya hemisferik yavaşlama (%23), 358 EEG’de (%41) kriterlere uymayan non-spesifik değişiklikler mevcuttu. İktal kayıt 15 EEG’de (%2), NKSE 19 (%2) EEG’de izlendi. Bilinç bozukluğu nedeni acil EEG istemi yapılan %26’sında NKSE bulundu. PNES nedeniyle provakasyonlu EEG yapılan 11 hastanın 3’ünde habitüel nöbetler kaydedildi. EKG kaydında %4 aritmi izlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmaya göre, en sık EEG çekim nedeni epilepsidir. Rutin EEG laboratuvarında NKSE, iktal kayıt, PNES ve aritmi ender değildir. Bilinç bozukluğu nedeniyle yapılan EEG’lerin ¼’ünde NKSE izlenebilir. Bu çalışma, ülkemizde EEG eğitimi veren tecrübeli referans merkezin kesitsel bir dönemdeki pratiğini yansıtmaktadır. EEG öğrenimi tecrübeli eğitmenlerle, yeterli sayıda ve nitelikte çeşitli EEG paternlerini yorumlayarak yapılmalıdır.
INTRODUCTION: EEG training can be provided during neurology residency and in PhD, observership or fellowship programmes after residency in Turkey. In this study, we aim to reveal the EEG profile of a reference epilepsy center which provides EEG training in Turkey, by evaluating our patients’ clinical data and EEG findings within three months.
METHODS: The patients’ clinical data and EEG findings were retrospectively assessed and categorized in groups. EEG recordings that have multiple EEG findings (both focal slowing and interictal epileptic abnormality) were added into each group. EEGs with NCSE, clinical or subclinical ictal recordings, PNES and arrhythmias were noted.
RESULTS: Most of the 867 EEGs (56.2%) were performed for epilepsy. Three hundred thirty-six of the EEG recordings (39%) had normal findings while the rest had minimum one abnormal findings. One hundred ninety of the EEG’S (22%) had interictal epileptic discharges, 198 EEGs (23%) had focal or hemispheric slowing, 358 EEGs (41%) had non-specific findings. Fifteen (2%) EEGs had ictal recordings and 19 (2%) had NCSE. NCSE was found in 26% of patients presenting with altered consciousness. Habitual seizures were present with verbal induction in 3/11 patients diagnosis with PNES. Arrhythmia was found 4%.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The most common reason to perform a routine EEG is epilepsy. The NCSE, ictal recordings, PNES and arrhythmias are not rare in an outpatient EEG laboratory. NCSE can be observed in 1/4 of patients who underwent EEG recording due to altered consciousness. This study reveals a cross-sectional profile of the reference hospital. EEG training would be provided with experienced specialists by interpreting quantitatively and qualitatively adequate EEGs.

11.Association of Vitamin D Deficiency with Antiepileptic Drugs in Patients with Epilepsy
Oya Öztürk, Elif Söylemez, Sezin Alpaydın Baslo, Duygu Aksoy, Dilek Ataklı
doi: 10.14744/epilepsi.2019.83788  Pages 115 - 122
GİRİŞ ve AMAÇ: Uzun süreli antiepileptik ilaç kullanımı kemik mineral dansitesinde azalma, osteoporoz ve kırık riski ile ilişkisi bulunmuştur. Kemik mineral metabolizması üzerindeki etkileri tam olarak bilinmemekle beraber ana mekanizma, antiepileptiklerin neden olduğu D vitamini eksikliğine odaklanmış görünmektedir. Bu çalışmanın temel amacı karbamazepin, valproik asit, okskarbazepin, levetirasetam ve lamotrijin monoterapilerinin epilepsi hastalarının kemik sağlığı durumuna etkilerini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya en az bir yıl boyunca monoterapi olarak karbamazepin (n=75), valproik asit (n=75), okskarbazepin (n=37), levetirasetam (n=54) veya lamotrijin (n=29) kullanan 270 epilepsi hastası ve 71 sağlıklı kontrol dahil edildi. Cinsiyet, yaş, günlük ilaç dozu, serum ilaç seviyesi ve hastalık süresi gibi hastaların demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Ek olarak, katılımcıların D vitamini, kalsiyum, iyonize kalsiyum ve total protein düzeyleri ileriye yönelik olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Kontrol grubunda D vitamini eksikliği %47.9 oranında saptanırken, epilepsi hastalarının tümüne bakıldığında %78.5 oranında bulundu. Karbamazepin, valproik asit, okskarbazepin ve levetirasetam gruplarının D vitamini düzeyleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak düşük ve D vitamini eksiklik sıklıkları da kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Valproik asit ve levetirasetam gruplarında ilaç kullanım süresi ile D vitamini düzeyi arasında negatif bir korelayon saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: D vitamini eksikliği uzun süreli antiepileptik ilaç kullanan epilepsi hastalarında sıktır ve bu popülasyonda kırık riskinin artmasına kısmen katkıda bulunabilir. Çalışmamızın sonuçları, epilepsi hastalarının D vitamini seviyelerinin düzenli olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
INTRODUCTION: Long-term usage of antiepileptic drugs is associated with abnormal bone mineral metabolism, osteoporosis and an increased risk of fracture. The main mechanism seems to be focused on vitamin D deficiency that arises from antiepileptics. The primary objective of the present study was to investigate the effects of carbamazepine, valproic acid, oxcarbazepine, levetiracetam and lamotrigine monotherapies on the bone health status of the patients with epilepsy.
METHODS: This study included 270 patients with epilepsy who underwent carbamazepine (n=75), valproic acid (n=75), oxcarbazepine (n=37), levetiracetam (n=54) or lamotrigine (n=29) monotherapy for at least one year and 71 healthy controls. The demographic and clinical features of the patients were noted. The vitamin D, calcium, ionized calcium and total protein levels of the participants were prospectively evaluated.
RESULTS: Vitamin D deficiency was found as 47.9% in the control group and 78.5% in the patients with epilepsy. The vitamin D levels of the patients taking carbamazepine, valproic acid, oxcarbazepine and levetiracetam were significantly lower than those of the control group. In addition, vitamin D deficiency frequencies in these groups were significantly higher than the control group. A negative correlation was found between the duration of the drug use and vitamin D levels in the valproic acid and levetiracetam groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Vitamin D deficiency is common in patients with epilepsy who have long-term use of antiepileptic drugs and may contribute in part to the increased risk of fractures in this population. The findings obtained in this study suggest that the vitamin-D levels of patients with epilepsy should be regularly assessed.

CASE REPORT
12.Rehabilitation of Cognitive Disorder After Temporal Lobe Epilepsy Surgery: Proposal for a Protocol
Mevhibe Sarıcaoğlu, Özden Erkan Oğul, Ciğdem Özkara, Lütfü Hanoğlu
doi: 10.14744/epilepsi.2019.92259  Pages 123 - 131
Amaç: Nöbet kontrolü sağlanamayan temporal lob epilepsi hastaları için cerrahi müdahale önemli ve etkili bir tedavi seçeneğidir. Ancak cerrahi müdahalenin bilişsel fonksiyonlar üzerinde olumsuz etki oluşturma ihtimali vardır. Son zamanlarda bilişsel rehabilitasyon, çeşitli nörobilişsel problemler için araştırılan bir tedavi seçeneğidir. Bu çalışmanın amacı, temporal lob epilepsi cerrahisi sonrası bilişsel işlevlerdeki bozulmanın rehabilitasyonuna yönelik bir protokol önerisi sunmaktır.
Gereç ve Yöntem: Cerrahi müdahale sonrası meydana gelmiş bilişsel bozuklukların üstesinden gelmek için kompansatuar ve adaptasyon stratejilerini içeren, bellek ve yürütücü fonksiyonları geliştiren, altı adımdan oluşan bir program düzenlendi. Nöropsikometrik test bataryası ile ayrıntılı şekilde değerlendirilen iki hastaya epilepsi cerrahisi sonrası bu program uygulandı.
Bulgular: Ameliyat sonrası dikkat, bellek ve yürütücü işlev sorunları yaşayan iki epilepsi hastasında, kognitif rehabilitasyon programının nöropsikolometrik test sonuçlarına göre anlamlı ve olumlu etkisi olduğu görüldü.
Sonuç: Ameliyat sonrası dönemde temporal lob epilepsi hastalarının yaşadıkları/yaşayacakları bilişsel bozuklukların iyileşmesi etkin bir BR programı ile mümkün olabilir. Her ne kadar sonuçlarımız iki hasta ile elde edilmiş olsa da ameliyat sonrası dikkat, bellek ve yürütücü işlev sorunları yaşayan epilepsi hastalarında kognitif rehabilitasyonun anlamlı ve olumlu etkisi olduğunu gösterdi. Rehabilitasyonun bilişsel yetenekler üzerinde olumlu bir etkisi vardır, ancak rehabilitasyonun cerrahiden önce veya sonra başlaması, rehabilitasyon süresi ve içeriği tartışmalıdır. Gelecekteki çalışmalar cerrahi sonrası epilepsi hastaları için standartlaştırılmış rehabilitasyon programını, rehabilitasyonun kısa ve uzun dönem etkilerini daha büyük katılımcılar ile kanıta dayalı şekilde göstermelidir.
Objectives: Surgical intervention is a crucial and effective treatment option for patients with temporal lobe epilepsy whose seizures are not under control. However, there is a possibility that surgical intervention may have a negative effect on cognitive functions. Cognitive rehabilitation is a treatment option that has been recently investigated for various neurocognitive problems. This study proposes a protocol for the rehabilitation of the cognitive dysfunctions after temporal lobe epilepsy surgery.
Methods: To overcome the cognitive deficits that occurred after surgery, a six-step program was developed, which included the compensatory and adaptation strategies and memory and executive functions. This program was performed after epilepsy surgery in two patients who were evaluated with neuropsychometric test battery.
Results: Cognitive rehabilitation program had a significant and positive effect on the neuropsychometric test results in two epilepsy patients who had postoperative attention, memory and executive function problems.
Discussion: In the postoperative period, patients with temporal lobe epilepsy may be able to recover from cognitive disorders with an effective CR program. Although our results were obtained only with two patients, they suggest that cognitive rehabilitation had a significant and positive effect on epilepsy patients with postoperative attention, memory and executive function problems. However, the onset of the rehabilitation before or after surgery, the duration and the content of the rehabilitation are controversial issues.
Conclusion: Future studies should show evidence basis of the standardized rehabilitation program for patients after epilepsy surgery, and the short and long-term effects of the rehabilitation with larger participants.

13.Review of Seizures That Triggered by Energy Drinks With Two Cases
Cemre Çağan Polat, Selma Aksoy, Handan Işın Özışık Karaman
doi: 10.14744/epilepsi.2019.29981  Pages 132 - 135
Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin anormal elektriksel deşarjı ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Enerji içecekleri günümüzde özellikle gençler arasında kullanımı çok yaygın bir içecek türü olup epilepsi nöbetine neden olabilir. İçeriğinde yoğun miktarda bulunan kafein ve taurin anormal elektriksel deşarj oluşumundan sorumlu tutulmaktadır. Bu yayında, enerji içeceği ile nöbeti tetiklenen iki olgu eşliğinde, enerji içecekleri ve nöbet arasındaki ilişkiyi gözden geçirmeyi amaçladık.
Epilepsy is a disease that occur with abnormal discharge of brain neurons.Energy drinks use ise common in young people nowadays and that can trigger epileptic seizure.Taurine and caffeine as intense ingredients are being hold responsible of abnormal discharge.In this case we review relationship between seizures and energy drink with two cases.

14.A Single Generalized Seizure History: An EEG Like as Status Epilepticus
Dilara Mermi Dibek, Arzu Maharramova, Pınar Tamer, İbrahim Öztura, Barış Baklan
doi: 10.14744/epilepsi.2019.27870  Pages 136 - 140
Vizüel sistem ilişkili duyarlılıklar içerisinde; ışığa duyarlılık, göz kapatma duyarlılığı, fiksasyon kaybı-göz kapama duyarlılığı ve patern duyarlılığı yer almaktadır. Fiksasyon kaybı-göz kapama duyarlılığında gözlerin kapanmasıyla veya 1–3 saniyelik latent periyot sonrasında bilateral oksipital bölgelerde belirgin jeneralize deşarjlar meydana gelir ve gözlerin kapalı kaldığı sürece devam eder, gözlerin açılmasıyla son bulur.Bu olgu sunumunda 19 yaşında kadın hastanın bir yıl önce tek jeneralize nöbet öyküsü ile gerçekleştirilen tekrarlayan elektroensefalografi incelemeleri status lehine yorumlanması üzerine tetkik edildiğinde göz kapama-fiksasyon kaybı duyarlılığına sekonder jeneralize deşarjları kayıtlandı. Hastanın eş zamanlı video kaydı ile absansın eşlik etmediği göz kapağı miyoklonusu olduğu dikkat çekti. Olgu sunumu ile literatür eşliğinde fiksasyon kaybı duyarlılığı ve göz kapağı miyoklonusunu tartışmak hedeflenmiştir.
Visual sensitivities include photosensitivity, eye closure sensitivity, fixation off-eye closed and pattern sensitivity. Fixation off-eye closed sensitivity occurs while eye closed and the period lasting for more than 3 s and persisting as long as the eyes remain closed or when fixation was interrupted. In this case report, a 19 years old female patient had a history of a single generalized seizure one year ago. Although there is no more seizure, electroencephalography (EEG) examination like as a status epilepticus at different times. When we examined EEG, we recognized these discharges became when eyes closed and persisted as long as eyes closed. In addition, video recording showed us eyelid myoclonus without absence during eyes closed and discharged on EEG. It is aimed to discuss the fixation-off sensitivity and eyelid myoclonus accompanied by literature with this case report.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale